
"Okuruna güvenmek, kitabın büyüsünü bozmadan paylaşmak"
Tuğba Akgün
#rüzgaraltısöyleşi
Klasiklerden çağdaş eserlere uzanan çevirileriyle tanınan Aslı Konaç, çocuk edebiyatı çevirisinin görünmeyen emeğini, yaratıcı çıkmazlarını ve okurla kurduğu bağı Karadankaçanlar’a anlattı.
Seni henüz tanımayan okurlarımız için biraz kendinden bahseder misin? Çocuk kitabı çevirmenliğine uzanan yolun nasıl başladı?
Edebiyata olan tutkum, çeviriye ve dile dair ilgim kendimi bildim bileli hayatımın önemli bir parçası oldu. Sinema ve Televizyon bölümünden mezun olduktan sonra Glasgow Üniversitesi’nde Çocuk Edebiyatı alanında yüksek lisans yaptım ve bir ilkokulda gönüllü “okuma yardımcısı” olarak çalışmaya, bir yandan da yayımcılık alanında iş aramaya başladım. Deneyimsizliğim nedeniyle Londra’da stajyer olarak dahi iş bulamayınca, Türkiye’deki yayınevlerine başvurdum. Yapı Kredi Yayınları benden bir deneme çevirisi istedi ve Ateş Vaazı adlı üçlemeyle çevirmenlik mesleğine adım atmış oldum.

Aradan geçen zamanda, Francesca Haig’in Ateş Vaazı çevirisine dönüp baktığında “bugün başka türlü yapardım” dediğin yerler var mı? Üç kitap boyunca aynı sesi sürdürmek nasıl bir işti?
Elbette, hatta her çeviriden sonra yaşıyorum bunu. Benim için işin en zor kısmı bitti diyebilmek herhalde. Ama bir yerde demek zorundayım, yoksa sonsuza dek düzeltmeye devam ederim gibi geliyor. Aynı sesi sürdürmeye gelince; araya başka kitaplar, başka işler girince kurduğu sesi hatırlamaya ihtiyaç duyuyor insan, dönüp serinin önceki kitaplarını tekrar okumak şart oluyor o zaman. Yazarın yepyeni bir dünya kurduğu bilimkurgu gibi türlerde o dünyaya özgü bir tür dil de oluşuyor, o dilin kitap boyunca da tutarlı olması gerekiyor. O yüzden çeviriye başlamadan önce kitabı baştan sona dikkatle okumanın ve neyi nasıl söyleyeceğine karar vererek notlar almanın, devamlılığa dikkat etmenin faydası oluyor.

Winnie the Pooh ve Pooh Köşesindeki Ev; uydurma sözcükler, büyük harf oyunları ve Pooh’nun mırıldandığı şarkılarla ilerleyen kitaplar… Bunların Türkçesini kurarken en çok hangi kararda zorlandın; bulup da sonunda vazgeçmek zorunda kaldığın bir buluş oldu mu?
Uydurma kelimeler yaratıcı olmama imkân tanıyor, hem o eser içinde bir anlam ifade edecek, hem yazarın tarzına uygun, hem de en az özgün dildeki kadar eğlenceli çözümler bulmaya çalışıyorum böyle durumlarda. Kelime oyunlarıyla karşılaştığımda ilk hedefim Türkçe’de de bir kelime oyunu yaratmak ama bu her zaman mümkün olmuyor ne yazık ki, bu gibi durumlarda dipnotlara başvurmak zorunda kalıyorum. Kafiyeli şiir veya şarkı sözleriyle çalışırken anlamı ve üslubu korumaya ama Türkçe’de de kafiyeli olacak bir sonuca ulaşmaya çalışıyorum. Zorlandığım kararlara gelince, en çok aklımda kalan şu Kuzey Kutbu meselesi. O zaman bulduğum çözüm hiç içime sinmemişti ve hâlâ bana “Eureka!” dedirtecek bir çözüm bulmuş değilim. Christopher Robin ilk kitapta Kuzey Kutbu’nu bulmak üzere bir keşif gezisi düzenliyor. Ru bu gezi sırasında nehre düşüyor ve onu sudan Pooh’nun bulduğu uzun bir direkle çıkarıyorlar. İngilizcede kutup anlamına gelen “pole” sözcüğü aynı zamanda direk anlamına da geliyor ve Milne şahane bir oyunla bizimkilere Kuzey “Kutbu”nu keşfettirmiş oluyor. Kuzey Kutbu’nu işaret eden direk diye çevirmiştim Türkçeye, tabii özgün dildeki o muzipliği aktarmayı başaramadım bu çözümle. Bazen olmuyor. Ama olunca da keyiften dört köşe oluyorum, o ayrı.
Peter Pan, Oz Büyücüsü ve Yabanın Çağrısı Türkçede defalarca yayımlanmış kitaplar. Zaten çevirisi olan bir klasiği yeniden çevirmeye otururken ne yapıyorsun? Mevcut çevirileri okuyor musun, yoksa bilerek uzak mı duruyorsun?
Hepsi önceden okuduğum kitaplardı tabii ama çeviriden etkileneceğim kadar taze deneyimler değildi hiçbiri. İnsan ister istemez etkileniyor çünkü, hele iyi bir çeviriyse. O yüzden uzak durmayı tercih ediyorum açıkçası. Sonrasında meraktan bakıp karşılaştırmalar yaptığım olmuyor değil tabii.
Tom Sawyer’ın Maceraları ile Huckleberry Finn’in Maceraları ağır bir yerel ağızla ve günümüzde rahatsız edici bulunan bir dille yazılmış kitaplar. Çocukların da okuyacağı bir metinde bu dili yumuşatmakla olduğu gibi bırakmak arasında nerede durdun?
Mark Twain gözlem yeteneğine, mizahına hayran olduğum bir yazar. Döneminin ve bulunduğu bölgenin şartlarını ustaca aktarmış. Aslında ciddi bir ırkçılık eleştirisi var kitaplarda ama bugünün gözüyle bakınca rahatsız edici bulacağımız temsiller de yok değil. Yine de her kitap yazıldığı dönemin bir tür tanığı bence, çocuklara yönelik de olsa, yetişkinlere yönelik de. O nedenle yumuşatma gibi yaklaşımlara pek sıcak bakmıyorum. Edith Grossman’ın dediği gibi, özgün dilin okurlarının yaşadığı estetik deneyime en yakın deneyimi yaşamasını hedefliyorum okurun, yaşı kaç olursa olsun. Bunun için elimden geleni yapıyorum.
Savaştaki Kız, savaşın ortasında kalan on yaşındaki bir çocuğu anlatıyor. Şiddeti ve travmayı bir çocuğun diliyle Türkçeye taşırken kendine koyduğun bir sınır oldu mu?
Az önce söylediğimi biraz tekrar etmiş olacağım ama yazar bir sınır koymamışsa bunu değiştirmek bana düşmez diye düşünüyorum açıkçası. Zaten kitaplar travmatik olaylarla tanışmanın, yüzleşmenin en güvenli yolu, bu deneyimle aralarına girmeyi asla istemem. Empatiyi de önce kurmacalardan öğreniyoruz ve bence çok sağlıklı bir öğrenme biçimi bu.
Aynı yıllarda hem Richard Yates ve John Williams gibi yetişkin klasiklerini hem de çocuk kitaplarını çevirdin. Bu ikisi sende farklı bir kas mı çalıştırıyor, yoksa aynı işin iki hâli mi?
Çevirmenlik kılıktan kılığa girmeyi gerektiren bir meslek benim gözümde, kitaptan kitaba yaklaşımım değişiyor. Ama bu değişim çocuk kitabından yetişkin kitabına gibi değil de, dediğim gibi kitaptan kitaba gerçekleşiyor bende. Herkesin çocuk kitapları okuması gerektiğini düşünüyor ve çocuk edebiyatını çok önemsiyorum, aynı ciddiyetle yaklaşıyorum her kitaba. Yazarın diline yakın olduğunu düşündüğüm bir dil kurma çabası da her kitap için geçerli. Ama çocuk edebiyatı yanak ve kalp kaslarımı daha çok çalıştırıyor olabilir tabii.

Bir çocuk kitabını eline aldığında, “Bunu çevirmek çok keyifli olacak” dedirten şey ne oluyor?
Çevireceğim kitabı önce dikkatle okurum mutlaka. Okurken keyif alıyorsam çevirirken de keyif alacağım demektir. Zorlanmama neden olacak, yaratıcı çözümler bulmamı gerektirecek kısımlar olması çeviriyi benim için daha keyifli kılar her zaman.
Çeviri yaparken aklında nasıl bir okur oluyor? Belirli bir yaş grubunu hayal ediyor musun?
İyi bir okur olmaya gayret ediyorum ve çevirdiğim her kitabın bir okur olarak beni de memnun etmesi için çaba gösteriyorum. Özel bir yaş grubunu olmasa da (çünkü bence çocuk kitapları herkes içindir ya da en azından öyle olmalıdır), kendi çocukluğumu düşünerek çalıştığım oluyor. Keşke çocukken okuma şansım olsaydı dediğim kitaplar keyifli ama biraz da hüzünlü bir çeviri süreci demek benim için.
Peki, bir karakterin sesini Türkçede yeniden kurarken nelere dikkat ediyorsun?
Yazarın yaptığı seçimlere sadık kalmaya çalışıyorum. Cümle yapılarına, kelime seçimlerine, sınıfsal ve kültürel ayrıntılara dikkat ediyorum ve bunların kendimce en yakın karşılıklarını üretmeye çalışıyorum. Bunu yaparken de uyarlama yoluna gitmemeye gayret ediyorum. Mesela yazar özgün dili İngilizce olan bir eserde başka dillerden kelimeler kullanmışsa o kelimeleri öyle bırakıyorum. Edebiyat farklı kültürlere, başka hayatlara açılan bir kapı ne de olsa, o kapıyı asla kapatmamak gerek.
Çevirini okuyan çocuklardan ya da ebeveynlerden unutamadığın bir geri dönüş aldın mı?
Bu meslekte böyle şeylerle karşılaşmak biraz ender sanırım çoğumuz için, bir de ben başka bir dilin konuşulduğu bir ülkede yaşadığım için okurlarla pek denk gelemiyorum. Ama online ortamlarda özellikle Winnie the Pooh ve Pooh Köşesindeki Ev için hem çocuklardan hem de yetişkinlerden beni çok mutlu eden sözler duydum.
Çevirmen olarak göz önünde olmayan bir emek veriyorsun. Okurların bu meslek hakkında en çok neyi bilmesini isterdin?
Sadece zaman ve emek değil, belli bir birikim ve sıkı bir okur olmayı da gerektirdiğini, emeğimizin karşılığını neredeyse hiçbir zaman alamadığımızı, bu nedenle sevmeden yapılacak bir iş olmadığını herhalde. Bir de çeviri bir eserin aslında yazar kadar çevirmene de ait olduğunu, yaratıcılık gerektiren bir iş olduğunu.
Bugün çocuk olsaydın, çevirdiğin kitaplardan en çok hangisini okumak isterdin?
Winnie the Pooh ve Pooh Köşesindeki Ev. Winnie the Pooh’nun çizgi filmini izlerdim ama kitapları bambaşka. Çocukken okusaydım karakterler arkadaşlarım olurdu herhalde. Christopher Robin’i kıskanırdım ya da kendimi onun yerine koyardım. (Sanki şimdi yapmıyorum da!)
Sana göre iyi bir çocuk kitabı çevirisinin sırrı nedir?
Okurunu küçümsememek, kolaylaştırma, açıklama ya da uyarlama gibi yollara gitmemek, gerektiğinde zor kelime veya cümlelerden kaçınmamak. Okuruna güvenmek ve kitabın büyüsünü bozmadan onlarla paylaşabilmek için her yolu denemek.
Yapay zekânın çeviri dünyasına girmesi hakkında ne düşünüyorsun? Çocuk edebiyatı çevirisinde insanın yerini tutabilir mi?
Mesleki meraktan ara sıra çeviri denemeleri yaptırıyorum bu tür uygulamalara. Şimdiye dek hep kötü sonuçlar verdi. Sadece çocuk edebiyatı değil edebiyatın her türü çok katmanlı, her kitap kendi içinde bir ekosistem gibi; duyulara, duygulara hitap etmek, esprileri, nüansları, göndermeleri fark etmek, karakterlerin sesleri arasındaki farkları görüp yansıtmak önemli. Bunları da ancak bir insanın yapabileceğini düşünüyorum.
Çevirdiğin karakterlerden biri gerçek olsaydı hangisiyle arkadaş olmak isterdin?
Yüz Dönüm Ormanı’ndaki herkesle. Piglet’le beraber kaygılanır, Eeyore’la hüzünlenir, Pooh’yla eğlenirdim.
Son olarak, Türkçeye kazandırılmış kitaplardan okurlarımıza hangilerini önerirsin?
Muhtemelen her sorulduğunda farklı cevaplar vereceğim bir soru ama şimdi aklıma gelenleri söyleyeyim. Yetişkinler için: Susanna Clarke, Ursula K. Le Guin, Italo Calvino, Patrick Süskind ve Roald Dahl’ın yazdığı her şey. Terry Pratchett’in DiskDünya serisini de çok severim. Çocuklar için: Frances Hardinge’in Türkçe’ye kazandırılan kitapları Guguk Kuşunun Şarkısı, Derin Yeşil ve Gece Kaçakları. Le Guin’den Yerdeniz serisi, Tolkien’den Hobbit, Süskind’den Bay Sommer’in Öyküsü, Calvino’dan Ağaca Tüneyen Baron, Dahl’ın yazdığı bütün çocuk kitapları. DiskDünya serisinin içindeki çocuk kitapları. Biri beni durdursun.
